 |
BAĞDAT'TA VAHŞİ HAYAT |
| Kemal KANAT |
2009 |
Burada ilk gördüğüm hayvan bir akrepti ve otel odamın kapısı önünde yakalanan bu hayvanı teşhir için bir kutuya koyan yan odadaki arkadaşım uçuşa gidince, olanlar olmuştu.
Kendisi uçuşta iken odasına giren temizlik görevlilerinin kutuyu farkında olmadan devirmeleri sonucu, sinirli ve kayıp bir akreple aynı koridordaki odalarda köşe kapmaca oynadık. Kayıp olan bu hayvandan korunmak için; kimileri, kapı altına gazete kağıtları sıkıştırdı, kimileri ise yatağını odanın ortasına çekerek nevresimlere sarılarak oturmuş bir vaziyette, uyumayı denedi. İşin garip yanı, kendisini (iyi ki) bir daha görmedik.
İki gün sonra odamın penceresinin önünde yakalanan yavru bir yılanın, annesinin de yakınlarda olabileceği korkusu, uzun zaman pencere açmamıza engel oldu.
Bağdat'da kşamları dışarıda çatışmak zorunda iseniz ve koruyucu sivrisinek spreyiniz yoksa, yandınız demektir. Çünkü; sivrisinekler bizimkilerden farklı ve başlı başına bir sorun.
Ülkemizde iken sadece vızıldamalarından rahatsız olurken, aslında bunun bizim için bir ön uyarı sistemi olduğunun değerini bilmiyormuşum. Çünkü Bağdat'ta sivrisinekler, sessizce yanaşıyorlar ve soktuklarını anladığınızda, genellikle çok geç oluyor. İnsanın ışınlan yeri gördüğünde "acaba sokan sivrisinek miydi" diye tereddüte düştüğü bile oluyor. En kötüsü ise; bu ışınlan yerin kaşıntısının bir hafta kadar sürmesi oluyor. Bu arada deforme olan yer artık kanamalı bir hal alıyor.

Buradaki kediler kısa tüylü ve uzun kulaklı. Ortama uyan bu hayvanlar, sıcaktan dolayı gündüzleri uyuyup geceleri yemeklerinin peşine düşmek zorunda kalıyorlar. Yine keza pek görmesem de köpekler ise; sıcaktan havlamıyorlar bile.
Havaalanı civarında yaşayan tilki ve çakallar geceleri uçaklara kadar yaklaşıp yiyecek arıyorlar. Pek tehlikeli olamasalar bile, uçakların yanına kadar geliyor olmaları, insanı huzursuz ediyor.
Zaman zaman bulunduğumuz bölgeyi uçan karıncalar gibi canlılar basıyor. Bazen yerini bir başkasına devreden bu canlılardan başka, odalarımızda birer kertenkele bulunmasını artık yadırgamıyoruz. Onlar; odalarımızın demirbaşı olarak, biblo gibi bir kenarda bizi seyrediyorlar.
Bel ağrısından sonra doktorun yerde yatma önerisi ile battaniyemi yere sererken, gördüğüm çıyanın ebatları karşısında hayrete düşmüştüm. Ortaya çıkması için zamanlaması harikaydı ve kıskacı neredeyse yankeski kadardı.

Karasinekler ise; ne kadar kovalarsanız kovalayın kaçmıyorlar ve verdikleri rahatsızlık haddinden fazla. Konuşurken sadece konsantrenizi değil, zaman zaman ağzınızı da bozduğunuzun farkına varacaksınız. Ben ilk defa burada, ayağımı ısıran bir karasineğin ayağımı kanattığını gördüm. Üstelik kan epeyce akmıştı. Bu konuda; en efendi olanımızın küfür etmemeye, geldiğinden itibaren en fazla l hafta dayanacağı konusunda iddiaya girmiştik, ama kendisi dördüncü gün ağzına konan karasineği kovalarken küfür edince hepimizin birden gülmesine bir anlam verememişti.
 BU YAZIYI PAYLAŞ
|