 |
HAVALİMANLARINDA KİMLİK KONTROLÜ |
| DR.Oya Torum |
2009 |
Havacılık sektörü en gelişmiş teknolojilerin
kullanıldığı, neredeyse tüm sektörlere örnek bir uygulama alanıdır. Havalimanlarındaki
hizmetlerin çok boyutluluğu, ülke ölçeğinde temsil niteliği olması, bu noktaları çekim merkezi haline getirmektedir. Dolayısıyla, havalimanlarının ve uçakların, örgütler tarafından sansasyon yaratmak için seçilmesi giderek yaygınlaşmaktadır. Bir yandan da suç işleme tekniklerinde inanılmaz gelişmeler yaşanmaktadır. Bu nedenle günümüzde
kişileri tanımanın ve tanıtmanın önemi artmaktadır. Yolcu güvenliğinin kolaylaştırılması
ve emniyeti kimlik ve kişi eşleştirilmesi olağanüstü gayret ve ciddiyet isteyen bir alandır.
Her birey potansiyel suçlu olarak mı görülmektedir?
Havalimanlarına gelen yolcular, müşteriler, çalışanlar, ziyaretçiler kimlik kontrolü, arama bölgelerinden
geçirildiklerinde tedirginlik hissine kapılıyorlar. Aranmak, kimlik göstermek ağır geliyor.
Hatta bazen daha da ileri giderek; “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” sendromu başlıyor. Oysa, güvenlik sisteminin esası; özde bireylerin ve bütün sistemin emniyetli işlemesinin teminidir.
Bir an için düşünün; kendinizi, sizin siz olduğunuzu nasıl kanıtlayabilirsiniz? Kendinizi nasıl tanıtacaksınız? İlk akla gelen
nüfus cüzdanı, ehliyet, pasaport oluyor. Adınız, soyadınız, imzanız, resimli kimliğiniz yeterli mi? Yıllar önce çekilmiş resminiz artık size benzemiyor olabilir.
Hele de kadın olsun erkek olsun moda akımlarının
etkileriyle kendilerini değiştirebilmektedir. Farklı bir gözlük bile tanınmayı güçleştirebilir.Daha da kötüsü; kimliğiniz kötü niyetli kişilerin eline geçebilir, suç işlemede kullanılabilir…
Tanıma tekniklerinden yararlanılması; sadece
suçluların ayırt edilmesinde değil aynı zamanda
hizmetlerin hızlandırılmasında da önemli bir rol oynamaktadır.
Suçlulara gelince, gerçek kimliklerini sahtesiyle
değiştirebilmekte, ya da görünümlerini basit ya da zor operasyonlarla
farklılaştırabilmektedirler.Kişilerin güvenliği, özel bilgilerinin korunması
ve yetkili kişiler dışında hiç kimsenin bu bilgilere ulaşamaması için günümüzde pin
kodları, şifre gibi araçlar kullanılmaktadır. Bu tür araç ve yöntemlerin kullanılması bile bir seri güçlük ve güvensizlik faktörünü beraberinde getirmektedir.
Şifrenin
unutulması, kartın başka yerde bırakılması ya da bu bilgilere başkasının ulaşıp güvenlik duvarını aşaması gibi büyük sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu sorunları ortadan
kaldırmak ve güvenliği en üst seviyede sağlamak için yeni teknolojik
sistemler geliştirilmiştir.
Neler yapılıyor?
Kişilerin; kaybolamayan, unutulmayan ve bir başkasında bulunmayan fiziksel ve davranışsal özelliklerini tanıyarak kimlik saptamak üzere,
geliştirilmiş elektronik ortamlarda saklanabilen otomatik sistemler
araştırılmaktadır. İnsan beyninin kişiyi tanıma
ve ayırt etme özelliği dikkate alınarak, yeni teknolojiler sürekli olarak geliştirilmektedir.
Böylece çok sayıda parametrenin dikkate alınması mümkün olmaktadır. Kişi veya kişilerin kimliğini tespit etmekte en emin yol, en kesin delil parmak izi olarak değerlendirilmektedir. Günümüzde uygulanan parmak iziyle kimlik saptama yöntemi oldukça yeni olmasına karşın, eski devirlerde de el ve parmak izleri çeşitli yerlerde kullanılmıştır. Hatta Çinliler, 15.yy’da, yeni doğan çocukları ayırt etmek için boya ile ayak ve el izlerini alırlarmış.
Tokyo’daki çalışmalarda da eski yıllarda yapılan çömleklerde, sanatçıların parmak izi bulunduğu tespit edilmişti. Parmak izlerine göre eseri üreten sanatçı lar birbirinden ayrılıyor, bu yolla tanınabiliyordu. Yüzlerce yıl önce okuma yazma bilmeyenlerin parmak bastığını, halâ parmak basan bir toplum durumuna getirilmek istendiğimizi düşündüğümde, ileri teknoloji ürünü icatların neden bizim tarafımızdan yapılamadığını aklımdan geçirmeden edemiyorum.
Bir İngiliz bilim adamı, uzun yıllar çalışarak parmak izlerini sınışandırıp kendi içlerinde gruplara ayırmış ve bunların dosyalanarak kolayca bulunabilmelerini sağlamıştır.(1) Hindistan’da yöresel kişilerle sözleşme yapan ingilizler, Hintlilerin kabul etme anlamında el izi kullanmalarından hareketle parmak izleri üzerinde çalışmalarını derinleştirmişlerdir.Bu yaklaşıma el izlerinin çok fazla yer kaplaması etken olmuştur. Hiçbir kişinin eli de diğerine benzememektedir.
El geometrisi ile kişileri belirleme, sadece suçlular için değil aynı zamanda önemli, yüksek riskli üslere, bölgelere gizli alanlara girişte kullanılmaktadır. Elin önceden alınan, şekli, boyutları veri bankasına kaydedilip, tespitler bu kayıtlara göre yapılmaktadır. Ama cihazlar, canlı eli cansız elden ayıracak kadar hünerli olamadığından, çok sayıda roman yazılmış, çok sayıda filme konu edilmiştir! Parmak izlerinin değişmez olması ve süreklilik göstermesi, sınışandırılabilmesi, birbirine benzemez ve benzetilemez oluşları gerçek kimliklerin belirlenmesi açısından da önemlidir. Parmak izleri, özellikleri nedeniyle bireylerin kimliği yerine geçmektedir. Bugün kısa bir zamanda, elektronik ortamda depolanmış, çok sayıda parmak izine bilgisayarlar yardımı ile bakılabilmektedir. Temelde parmak izi; insanın resmi, imzası, gibi biyometri biliminin kullandığı ölçülebilir, kanıtlanabilir özelliktir.
Biyometri bilimi iki eski Yunanca kelimenin birleşmesinden
oluşturulmuştur. Bios; hayat, metron; ölçü anlamına gelmektedir. Biyolojik verilerin
değerlendirilme yöntemlerini kullanmaktadır. İnsanların, iris, retina, kulak, yüz geometrisi, beyin dalgaları, ses, DNA, koku, kafa formu,
parmak şekilleri gibi değişmeyen çok sayıda biyometrik özelliği vardır…
Doğal kaynakların ve yeryüzündeki biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürekliliğinin sağlanması için gerekli çalışmaları yapmak,
Nasıl nüfus cüzdanlarına, pasaportlara, yapıştırılmak üzere resimler kullanılıyorsa, yakında tüm ülkelerde biyometrikler kullanılmaya başlanacaktır.
Hatta insan beynindeki elektromanyetik dalgaların profilini çıkaran araştırmacılar, bu sistemle kimlik tespiti yapabileceğini iddia etmektedir. Çok maliyetli olan bu yöntem, öncelikle yüksek teknoloji laboratuarlarının güvenliğinin sağlanması için kullanılacaktır. Örneğin, 1980’lerde yüz tanıma ile ilgili teknikler geliştirilmeye başlanmış, bu teknikler,1990’larda ticari olarak kullanılır hale getirilmiştir.
Dijital kamera ile çekilen fotoğraşarla, yüzdeki göz mesafeleri, kulakların şekli, çene, ağız ve burun mesafeleri gibi karakteristikleri tespit ederek, gerek duyulduğunda karşılaştırılma esasına dayanmaktadır. Tek yapılacak şey fotoğraf çektirmek olduğundan kişi için de kolay bir yöntemdir.
Yine o dönemlerde bir göz doktoru (2) tarafından irislerin de her bireyde
farklı olduğunun tespiti üzerine; iris tanıyan cihazlar geliştirilmiştir. Ardından retinadaki damarların basınç farklarının da karakteristik olduğu görülünce, retina taraması yapan cihazlar gündeme gelmiştir.

(1) Scotland polis teşkilatından Sir Edward Henry Hindistan’da
parmak izi sınışamasını yapıyor.
(2) 1936 Frank Brunch
 BU YAZIYI PAYLAŞ
|