 |
ARIZALARDAN AKSAKLIKLARA |
| DR.Oya Torum |
2009 |
THY Genel Müdür Teknik Yardımcılığında çalışmaya başladığım yıllarda “havacılık tarihi kanla yazılmıştır” sözünü öğrenmiştim. Maalesef, zaman içinde görmüştüm ki “kazalar sistem ve prosedürlerin geliştirilmesine yardım ediyor.” Yerde olagelen basit hatalar havada felaketlere neden oluyor. En korkulan hatalar da ’aman canım bir şey olmaz’ kapsamına girenler. Örneğin dökülen sular, çaylar, içkiler gibi sıvılar. Hemen ve çok iyi temizlenmezse, bir yerlerden sızıp, gidip bir yerlere yerleşip korozyona neden olması. Bu tip küçük olayların kaydı tutulup takibi de yapılmıyor.
Bazen de arızalar havalimanı sistemlerinden kaynaklanıyor. Bu tür arızalar hizmette aksaklıklara ve uçuşlarda gecikmelere neden olurken yolcuların ve çalışanların sinirlerini bozuyor. Aksaklığın temel nedeni kaybolup, domino etkisi yaparak hızla havalimanındaki tüm hizmetlere yayılıyor. Şirketlerin marka değerini olumsuz etkiliyor. Özellikle havalimanlarındaki altyapı hizmetleri, iyi organize edememe, sahip çıkmama, basit sorunlara anında çözüm üretememe her şeyi bozabiliyor. Geçenlerde Sabiha Gökçen havalimanından Ankara’ya gidecektik. Uçuşumuz özel bir havayolu ile. Sabiha Gökçen’de iç hatlarda 2 ayrı binadan alıyorlar. Ana giriş kapılarında kuyruklar oluyor. Aydınlatma yetersiz. 6.00 ile 8.00 arasında çok sayıda uçak kaldırılıyor. Organizasyon ciddi sorun. (Ayda birkaç kez bu terminali kullanıyorum, check-in kioskları ya arızalıdır, ya kağıdı bitmiştir). İşi komik tarafından ele alırsanız, kuyruklarda gülümseyerek biniş kartınızı almaya çalışırsınız.
Solucan gibi kıvrılan kuyrukta tam sıra bize gelmişti ki yandan bir el uzandı: “Trabzon’a gideceğim. Benim kartımı verin. Acelem var.”
Görevli sakin davranamaya çalışarak: “ Trabzon uçağına bir saatten fazla var. Lütfen sıraya girin”
Yolcu: Ama ben erken geldim, ki rahat rahat oturup, uçuşumu bekleyeceğim… Bana vakit kaybettirmeyin…” Güler misin, ağlar mısın?
Bizim uçuşumuz 7:05’de tam uçuş saati yaklaşırken 20 dakika gecikme yazdılar. Sonra 30 dakikaya çıktı. 40 dakika sonra uçağa alındık. Uçağın içinde 20 dakika daha bekledik. Pilot yolcu uçağa alınınca anons yaptı: “Biz, ekibimiz ve uçağımız tam zamanında hazırdık. Ancak Sabiha Gökçen Havalimanı yer hizmetleri, yoğunluk nedeniyle, bagajlarımızı getiremedi.” Bu anonsu 3 kere tekrarladı. Bilgi vermesi iyiydi de… Yolcuların % 80’ni iş için Ankara’ya gidiyordu. Sabah toplantılarına yetişmeye çalışıyordu. Tabii kapalı olması gereken cepler çalışmaya başladı…
Bir başka olay da Atatürk Havalimanından: Günlerden 15 Ağustos’tu. ATATÜRK Havalimanında ciddi bir arıza yaşandı.
Yurtdışına gidecek olan yolcular sabah erken saatlerde havalimanına gelmeye başladılar. Ancak gelen bütün yolcular bagaj işlemlerinin yapılamadığını öğrenince, büyük bir şok yaşadılar. Yolcu bagajlarını uçağa aktaran sistem sabah saat 06.50 itibariyle devre dışı kalmış, sistem çalışmayınca yolcu bagajları check-in kontuarlarında yığılmıştı.
Havalimanındaki bagaj aktarma sistemi bozulunca uçuş ekipleri ve uçaklar da etkilenmiş, yolcuların uçağa gelmesini bekleyen uçaklar rötara girmişti. Saatte 12 bin bagaj ayrım kapasitesine sahip sistem ilk defa arıza yapınca diğer sistemlere yüklenilmişti. İlk kez yaşanan bu arıza yolcu terminali “risk” planlarını bir kez daha gündeme getirdi. “Alternatif yükleme eğitimlerinin verilmiş olması, her kriz durumunda ki çözüm ya da çözümler ilgili personel tarafından bilinmelidir” kuralını yeniden hatırlattı.
Havacılık tedbir demektir. Hatta eskiler derler ki “ bin tedbir aldınsa ama aklına bin birinci geliyorsa, onu da al…” Yani tedbiri ‘damdan düşmeden’ almak gerekir. Bu arıza bir başka olayı anımsattı… 2 yıl kadar önce çok tuhaf bir şey olmuştu. Newyork LaGuardia havalimanında American Airlines’ın D Terminalinde x-ray bantına dökülen domates suyu, terminal trafiğini, hava trafiğini alt üst, yolcuları da perişan etmişti.
Domates suyundan ötürü bant kilitlenmişti! Yapılan bu açıklama herkesi şaşırtmıştı. “Bu kadar saçma bir şey olamaz” deniyordu. LaGuardia kadar modern teknolojiye sahip bir havalimanı havalimanı için bir güvenlik bantının arızası nedeniyle keşmekeş yaşanması, uçakların rötara girmesi gerçekten inanılmazdı. Bir yakınım da bu gecikmeden nasibini almıştı.
Domates suyu ile bile ortalığı dağıtan sistem arıza yapmaz mı? İkramdan sorumlu olduğum dönemlerde de fark ettiğim bir konu uçuşlarda domates suyu tüketimi ile ilgiliydi. Özellikle Bussiness Class da büyük ölçüde domates suyu tüketiliyordu. Kabin ekibi arkadaşlarımızdan domates suyunun yetmediği raporlarını alıyorduk.
Uçuş ikramının en zor yönü tahmin yapmaktır. Çünkü, uçak mutfakları sınırlı büyüklüktedir. Her şeyin yeri belli olmak zorundadır. Öyle kafanıza göre de değiştiremezsiniz. Kabin ekibine neyin nerede ve ne miktarda olduğu bilgisi yazılı ve sözlü olarak verilir. Ve ikram malzemesi, yiyecek-içecek irsaliye ile teslim edilir. İkram malzemesinin yerlerinin değiştirilmemesine özen gösterilir. İçeceklerin de sayısı tanımlıdır. Yani uçağın tipine, mutfak yapısına göre yüklenecek içecek sayısı da bellidir. Domates suyu efsanesi! Domates suyu alışkanlığı bizim havayolumuzda, kuşburnu çayını da modaya dönüştüren, bayan başbakanla artmıştı… Hatta ben de alkol kullanmadığım için uzun uçuşlarda pek de sevmeden domates suyu istiyordum. İçine limon sıkıp, biraz da tuz ve karabiberle zar zor içiyordum. Biber gıcık yapmaya başlayınca, biberden vazgeçtim. Ardından da tuzdan… Yerde içmek aklıma gelmezken nedense uçakta limonlu domates suyu modasına uyuyordum.
Araştırma yaptığımızda; domatesin, uçaklarda hareketsiz ve fazla oturmaktan kaynaklandığı iddia edilen (deep vein thrombosis=DVT) damar tıkanıklığını önlediğini öğrenmiştik. Uzun uçak yolculuklarında artan bir risk kan damarlarında pıhtı oluşması.
Kalori değeri de düşük olan domates suyu kanı inceltiyor böylece tıpkı aspirin gibi pıhtı oluşmasını önlüyor. Asitli yapısına rağmen mideye zarar vermiyor.
Bir diğer özelliği de kötü ağız kokularını bastırması. Dolayısıyla uzun yolculuklarda iyi bir seçenek. “C” vitamini etkisinin yüksek oluşu açısından da uçuşlarda sık karşılaşılanezle, grip gibi hastalıklarda önleyicolması. Belki parlak kırmızı renginin çekiciliği de tercihleri körüklüyor olabilir.
Ama hiç akla gelmeyecek başka bir marifetinin de diğer asitli içecekler gibi eski madeni paraları, bakır, pirinç gibi metallerin üzerindeki kirleri çözdüğünü duymuştum.
Bu yılın başında ise (Ocak 2009) domates suyu yolcu terörü vakaları arasına girdi! Biliyorsunuz 11 Eylül’den sonra uçak içinde aşırı yolcu davranışları cezalandırılıyor. Tamera Joe Freeman isimli bir kadının kucağındaki çocuğunun vurmasıyla elindeki domates suyu üstüne dökülüyor. Yanına gelen kabin görevlisi ile tartışıyor, kadınöfkeleniyor ve domates suyunun kutusunu fırlatıp atıyor. Tartışma büyüyor. Sonuç mu? Tamera Joe Freeman’a 3 ay hapis cezası veriliyor…
Siz siz olun domates suyu keyfini çıkarırken ne yolcu terörüne ne de arızaya sebep olmayın!
Kaynak: http://www.foodreference.com/html/ftomatojuice.html
 BU YAZIYI PAYLAŞ
|