
Değerli arkadaşlarım,
Senelerdir benimle beraber UTED’imizin onlarca Yönetim Kurulu üyemizi meşgul eden bu serüven çok eskilere dayanır. 1986 yılında özel havayollarının kurulması ile birçok Uçak Teknisyeni arkadaşımız THY’den ayrılarak, 450.000 TL ücretle İstanbul Havayolları ve sırasıyla açılan diğer havayoluna dağılmıştı. O zamanlar THY’de ben 150.000 TL maaş almaktaydım. Yeni dernek başkanlığına seçilmem ve o zamanki üye yapısının ısrarcı ve meselesini takip eden insanlardan oluşması, beni ve Yönetim Kurulunu rahatsız etmeye başladı. acilen THY’den zam almamız gerektiğini bize dayatıyor ve üzerimizde yoğun baskı uyguluyorlardı.
Ben ve arkadaşlarım çalınmadık kapı, girilmedik oda bırakmadan uğraşarak, sonunda Toplu İş Sözleşmesi dışında Grubumuza %148’lik bir artışı getirmiştik. O zamanki sendika başkanı Sn İbrahim Öztürk, teknik camiaya yapılması istenen bu zammı diğer personele de % 25 ekstra zam yapılması kaydıyla kabul etmişti. Ve THY’deki benim maaşım bir anda 450.000 TL’ye ulaşmış, hemen hemen sektördeki dengeleri yakalamış ve THY Teknikten kaçan Uçak Teknisyenlerini durdurmuştuk.
Zaman su gibi akıp giderken, özel havayolları ile THY Tekniğin arasındakiki farkın gittikce açıldığını gördük.
O zamana kadar, THY’de İş tazminatını bölümünü sadece Pilot, Load Master ve Hostes arkadaşlar net olarak alabilirlerdi.
Ben ve Yönetim Kurulumuz bunun sebebini araştırmaya başladık. Net/Brüt maaş farkının nerden çıktığını ve hangi kanuna göre bu ücretlendirmenin yapıldığını anlamaya çalıştık.
Gelir Vergisi Kanununun 193. Maddesi, 29/2 şıkkında; sorunun nereden kaynaklandığını bulduk ve başladık mücadeleye. Özel havayollarında teknik personele net olarak ödenen iş tazminatının, neden THY’de brüt uygulandığını beraber sorguladık. Gelirler Genel Müdürlüğü, İstanbul Defterdarlığı, Ulaştırma Vergi dairesine resmi yazılar yazdık. Reddedildi.
Yılmadık, özel havayollarında çalışan, Türk Hava Kurumunda çalışan, Türk Hava Kuvvetlerinde çalışan teknik personelin bordrolarını topladık. Bir ülkede vergi kanununun ayrı, ayrı mütalaa edilmemesi gerektiğini savunduk. Bu konuda avukat tuttuk ve yüzlerce arkadaşımızdan vekalet toplayarak, THY’yi mahkemeye vermeye karar verdik.
Genel müdürümüz Sn Yusuf Bolayırlı, yeni Genel Müdür olmuştu. Bu konu onu değil, o zamanlar İdari Genel Müdür yardımcısı, Sn Vural Akgün beyi ilgilendiriyordu. Ondan randevu aldık ve yanımda Derneğimizin 3 Yönetim Kurulu üyesiyle konuşmaya gittik. Bizi çok sert karşıladı ve “THY’yi mahkemeye veremezsiniz” dedi. Biz konuyu açtıkca bizi susturdu ve bu davayı devam ettirmeye kararlı olmamız halinde şirketle ilişkimizin kesileceğini ve bu davayı dışarıdan takip etmek durumunda kalacağımızı belirtti. Ben ve Yönetim Kurulundaki arkadaşlarımız şok olmuştuk. Hiç birimizin emekliliği dolmamıştı. Derneğe geldik ve toplantı yaptık, tüm arkadaşlarımızdan vekaletler toplanmış toplum hazırdı, ama bizler atılacaktık. Toplantı sonunda; tüm Yönetim Kurulu “davaya devam etmeyelim” kararı aldık ve bize vekalet veren arkadaşlara bunu isterseniz siz açabilirsiniz diye duyurduk. Tabii ki, kimse açmadı. (tahminen 12–14 sene önce).
Korkmuştuk. Sendikanın yönetimi o zamanlar, şimdiki yönetimdi. Onlara başvurduk, bizim yerimize bu davayı onların sürdürmesini istedik. Bize bu davanın kazanılamıyacağını söylediler ve ilgilenmediler. Aslında ilgilenilse kazanılabilinirdi. Ama, sanırım kendilerince ücret dengelerini bozacağımız düşünülmüştü.
Bu korkarak vazgeçmek beni çok etkilemişti. Alabilecekken alamamak ve üyelerime 4 Eylül 1987’de aldığımız zam gibi bir daha hak alamamak, bu konuda başarılı olacağımızı bile bile atılmaktan korkarak kaçmak yakışmamıştı. Yusuf Bey gitmiş, yerine Sn Abdurrahman Gündoğdu Genel Müdür olmuştu. Hemen ona gittik ve bu projeden bahsettik. Çok olumlu karşıladı ve yardımcı olacağını söyleyerek, beni Personel Başkanı Sn Vural Akgün ile konuşturdu. Müthiş bir itiraz geldi Vural beyden. “Olması mümkün değil, Genel Müdürüm” diyordu. Bu sefer rica ederek işverene karşı işveren kullanma amacıyla haklı olduğuma inanan THY Uçak Bakım Başkanı Sn Ali Eser, Hat Bakım Müdürümüz ve Revizyon Müdürümüz ile beraber tekrar Vural Bey’e gittik (beni kırmayarak beraber bizim davamızda haklı olduğumuzu söylediler). Tekrar Hayır dendi ve sert bir konuşma oldu aramızda. Aba altından tekrar sopa gösterilmişti (sonunda da buna Muaffak olundu).
Bu mağlubiyetten sonra tekrar Sn Abdurrahman Gündoğdu’ya çıktım. Kendilerini mahkemeye verirsem, atılıp-atılmayacağımı sordum. “Hayır” dedi. “İstediğiniz hak alma mücadelesini yapabilirsiniz, memnun olurum. Kasamdan para çıkmayacak” dedi. Teşekkür ettim kendisine. Ve bu konuyu Uçak Revizyon Atölyesi dinlenme odasında tüm teknisyen arkadaşlarımın yanında tekrarlattım.
Mücadelem tekrar büyük bir zevk ve hırsla, yeniden başlamıştı. UTED Genel Kurulu yaklaşıyor ama ben bir türlü sonuç alamıyordum. Toplum artık benim bu konuyu dernek başkanlığım devam etsin diye uydurduğumu ve bu parayı alamayacağımı söylüyordu. Ben Genel Kurul’da arkadaşlardan bir dönem daha başkanlık yapmam gerektiğini ve davayı kazandığımda ise bir dahaki Genel Kurul da aday olmayacağımı belirten bir konuşma yaptım ve Genel Kurulu Sn Erdal Gülmez arkadaşıma karşın kazandım.
Artık, çok ama çok hırslıydım. Topluma söz vermiştim. Herşeyi göze almıştım. Atılmak değil, kurşuna dizilmek olsa vardım. İlk olarak Derneğimizin yönetim kurulu toplantısında avukat tutulmasına karar verildi. Avukatımız, ablamdı. Bu konuyu benden en az 20 kere dinlemiş ve bana inanan tek hukukçuydu. Başka kim düşünülebilinirdi ki? Davayı Yönetim Kurulumuzun tümüyle beraber açmak istedim. Ama arkadaşlarımız çekindiler (Haklı olarak) ve benim davayı tek açıp, sonuç aldıktan sonra, kendilerine yönelik açılmasını istediler. Yine, kobay ben olmuştum.
Avukatım olan ablam Süreyya Alşan’a vekâletimi verdim. Mücadele resmen başladı. 15 Mart 2004 tarihli maaş bordromla mahkemeye müracaat yapılmıştı. 30 Eylül 2004’de davayı kazandım, ama, Bölge İdare Mahkemesinde Maliye tarafından temyiz işlemine zorlandım. 7 Haziran 2004’de, maaşımdan vergi kesilmesini durdurma amacıyla yürütmenin durdurulmasını mahkemeden talep ettim ve durdurttum. Sendika başkanımıza bu durumları hep anlatıyor ve davanın gidişatı ile ilgili bilgi veriyordum. Mayıs 2005’deki THY bordromda iş tazminatımın net olarak çıkması, dananın kuyruğunu koparttı ve beni sendikayla baş başa bıraktı. Mayıs 2005’de net maaş alıp, Haziran 2005’de THY tarafından verimsizlikle suçlanarak emekliliğim istendi ve sendikaya başvurdum, yardım alamadım (!). Ve THY personel başkanı Sn Vural Akgün ün dediği olmuştu. Sonradan öğrendiğim bilgi doğrultusunda Sn İsmail Demir’in bu işten çıkartılmaya mani olmaya çalışmasına karşın Sendikanın çıkartılmam hususunda ısrarcı olmasıdır.
Bu arada, tabii ki yüzlerce arkadaşım bana inanarak dava açmış ve süreci aynı avukatla takip ediyorduk. Avukatımıza UTED üyesinden başkasının davasını almamasını şart koşmuştuk. Dava kazanılmadan ortaya düşmesini ve davanın seyrinin değişmesini istemiyorduk. Yani bir stratejiydi bu. Avukatımız, bu şarta şu ana kadar uymuş ve bize karşı etik davranmıştır.
Bu sırada Genel Kurulumuz oldu ve ben verdiğim söz üzerine aday olmadım. Avukatımı Genel Kurula kadar getirterek davanın Danıştayca kazanıldığı müjdesini verdirdim. Dava kazanıldığı halde kimse inanmıyordu. “Parayı alsın da görelim” deniyor ve şahsım sahtekârlıkla suçlanıyordu. Çünkü, sendikamızın değerli hukukçusu Sn Abdi Pesok dahil hiç bir hukukçu bu davaya inanmıyordu.
Paramı aldım ve bordromu astım. Bundan sonra, sendikamızın avukatları, özel avukatlar bir çok hukukçu olayı sahiplenip, bu davayı benim ve avukatımın kazandığı davayı örnek göstererek almaya başladılar. Ve tabiiki sonuç ortada.
Kazandım ve kazandırttım.
EVET, İŞİMDEN BU YÜZDEN OLDUM AMA, MUTLUYUM ALDIĞINIZ HER KURUŞ HELAL OLSUN.